
Bazıları sallamasyon oldu ama yapcak bişi yok, zaten bazı dallarda ödülleri aday filmleri izlemeden veriyolar di mi? (di mi lan???)
Nese tahminlerimi yapayım da bakalım sabaha 24te kaç tutturacam.
BEST PICTURE

Bazıları sallamasyon oldu ama yapcak bişi yok, zaten bazı dallarda ödülleri aday filmleri izlemeden veriyolar di mi? (di mi lan???)
Nese tahminlerimi yapayım da bakalım sabaha 24te kaç tutturacam.
BEST PICTURE

Hayatta öyle boş boş takılırken, “neden kimse süper kahraman olmuyo yaw” deyip, süper güçleri olmayan bir süper kahraman olmaya karar veren bir gencin hikayesi. Yine bir marvel çizgi-roman uyarlaması ama diğerleri gibi popüler bir çizgi-roman değil. Ben filmi izledikten sonra uyarlama olduğunu öğrendim, önceden hiç duymamıştım. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki şu ana kadar yapılmış en iyi çizgi-roman uyarlaması film. Zaten hakederek aldığı imdb puanından da belli oluyor.
Güçleri olmaya bir kahraman önce filmin doğasına aykırı gibi gözükse de, belki de filmi bu kadar güzel yapan şey buydu. Sonuçta gücün olmaması demek, kısıtlama yok manasına geliyor. Örümcek adama ağ attırmak, cyclops’a gözlerinden ışın çıkarttırmak ya da hulku sinirlendirip oraya buraya saldırtmak zorundasınız. Ama Kick-Ass de böyle bir sıkıntı yok, ver silahı eline gitsin. Bu da çeşitlilik demek oluyor ve film sıkıcılıktan uzaklaşıyor. Yönetmenin hünerlerini sergileyebilmesi için ortam sağlıyor.
Karakter analizine girmeyeceğim. Spoiler verecek olmasam da filmin tadını azaltmaya gerek yok.
Sonuç olarak çok beğendiğim bir filmdi. Genelde çizgi-roman uyarlamalarını severim, bu da içlerinden en iyisiydi. O yüzden puanı da yüksek oldu. Birisi çıksa “o kadar da güzel değil be” dese, tamam demek ki tarzı değilmiş deyip geçerim.

Çok lanet bi huyum var. Çok salak bir vakitte uyansam bile, uyandım mı bir daha uyuyamam. Buna uyandırılma durumları da dahil. Bu gece de eksik olsunlar, gece 4’e kadar dışarda alem yapan ayyaşlar ordusu tarafından uyandırıldım. Tekrar uyumaya çalıştım ama nafile. Dedim bari bi film izleyeyim, beğenmezsem sıkılırım uykum gelir yatarım. Ama bile bile lades olmamak için de komedi seçtim.
Filmin konusu için, yaptıkları sakarlıklar yüzünden uzaklaştırma cezası alan iki polisin, kendi işlerini kendileri görmeleri diyebiliriz. İlk başta avanak polis filmi izlenimi verse de bundan çok daha fazlasına sahip. Eğlenceli ve sürükleyici bir senaryosu var. 105 dakika bir solukta bitiyor. Tabi bunda senaryo kadar çok başarılı oyuncuların da etkisi büyük. Özellikle Tracy Morgan (Paul) baya bi komikti, gece gece yardı beni. Ama Bruce Willis’in (Jimmy) de hakkını yememek lazım. Herhalde komşum bir katil filmlerinden sonraki ilk komedi filmiydi bu. Hele surrogates gibi berbat bir filmden sonra Bruce Willis’i adam gibi bir filmde görmek iyi geldi. Film boyunca kalitesini gösteriyor.

Unutmadan Guillermo Diaz’a (Poh Boy) da değinmek lazım. Herhalde bu proje önüne geldiğinde bir dakika bile düşünmemiştir. Çünkü filmde, 2-3 yıldır weeds’de oynadığı rolün çok benzeri bir role sahip. Rolüne hiç çalışmamış bile olabilir, belki sadece 2 günde replikleri ezberleyip oynamıştır. Ama yiğidi öldür hakkını yeme, adam bu role çok iyi gidiyor, sanki bu rol için yaratılmış.
İzlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Hot Fuzz tadında bir film. imdb puanın düşük olduğuna bakmayın. Sonuçta komedi biraz daha kültürle alakalı bir tür. Her kültürün insanı aynı şeylere gülmüyor. Ama benim hoşuma gitti.
aaa köpekler yalıncağa sabah yürüyüşüne çıkmışlar
olamaz güneş ışığı! ben artık yatar…

The Sorcerer’s Apprentice (2010)
Açıkcası bu filme giderken biraz daha ağır bir film bekliyordum ama karşıma tam bir çocuk filmi çıktı. Hayal kırıklığına uğradım. O yüzden bu film hakkında çok fazla birşey yazamayacağım. Pek iyi şeyleri hakeden bir film de değil açıkcası. Jerry Bruckheimer’dan beklenmeyecek kadar kötü bir filmdi bence. Kısaca basit bir senaryonun üzerine bolca para harcanarak, görsel efektlerle doldurulmuş bir film diyebilirim. Filmin sonunu 30. dakikada tahmin edebiliyosunuz. Gerisi efekt izleme oluyo.
Gitmenizi tavsiye etmem. Ya da şöyle diyeyim; yaşınız 13den büyükse gitmeyin. Sonra ömer demişti dersiniz bak.

Jakuziden “bozma” zaman makinesi
Her yıl oldukça fazla komedi filmi çekiliyor. Bunun birkaç sebebi var. Birincisi bütçelerinin çok düşük olması, bir aksiyon filmiyle karşılaştırıldığında oldukça ucuzlar. İkincisi de her zaman bir piyasalarının olması. Kabul edelim, çoğunluğu iyi olmasa da çok fazla komedi filmi izliyoruz. Yılda anca 2-3 tane gerçekten güzel komedi filmi çıkıyor. İşte bence Hot Tub Time Machine de bunlardan biri. Ben izlerken baya bi eğlendim açıkcası. Arada yapılan ince espriler şahaneydi. (Ben de şimdi öğrendim, doğru yazılışı espriymiş) İşin içinde zaman yolculuğu olunca malzeme de çok oluyor.

Craig Robinson (Nick) için de bir şeyler söyleme istiyorum. The Office ile başlayan yükselişini hızla sürdürüyor. Gün geçtikçe daha iyi filmlerde rol alıyor ve bunun sebebi de şu anki popüleritesi değil, adam gerçekten komik ve bunu şaklabanlıklar yaparak da sağlamıyor. Saf bir komikliği var. Yüzünü eskitmezse önü açık.

Tabi Lizzy Caplan’ı (April) da unutmamak lazım. Filmdeki rolü çok uzun olmasa da, olduğu bölümlerde insanı ekrana kitliyor. Oyunculuğu o kadar güzel olmasa da kendi güzelliği bana yetti. Bundan önce True Blood’da karşımıza çıkmıştı. Kamera bir anda Anna Paquin’den Lizzy Caplan’a geçince, bi süre odaklanma sorunu ortaya çıkıyodu.
Filmi izlemenizi tavsiye ederim. Eğlenirsiniz. Beni güldürdü, sizi de güldürsün.
4-5 yıldır izlediğim her filme imdb sayfasında puan veriyorum. Baya faydalı bişey tavsiye ederim. Sonuçta sıcağı sıcağına oy veriyosun. Bu yüzden de üzerinden vakit geçse de film hakkındaki görüşünü hatırlayabiliyorsun. Birisi senden bir film önermeni isteyince, buradan birşeyler önerebiliyorsun. İşe yarar bişi.
İzlediğim her film için yapar mıyım bilmiyorum ama bundan sonra izlediğim filmler için burada kısa da olsa birşeyler yazmak istiyorum. Hem filmi izlemeyi düşünenler için faydalı olur hem de film hakkındaki düşüncelerimi saklamış olurum diye düşünüyorum.
I Love You Phillip Morris (2009)
Normalde bir filmi izlemeden önce ya izleyen birilerine sorarım ya da internette biraz konusunu falan araştırırım. Piyasada film çok. Eğer her gün bir film izlemeye kassanız, ömrünüzün sonunda kadar film sıkıntısı çekmezsiniz herhalde. Ha bi de internet sağolsun istediğimiz filme anında ulaşınca durum daha da vahimleşiyor. O yüzden pat diye, hakkında hiçbir şey bilmeden izlediğim film azdır. Ama işin içinde jim carrey olunca izlememe gibi bir ihtimal olmuyor. Filme geçelim.
Çok iyi oyuncular -en azından benim gözümde-, idare eder bi senaryo, idare eder bir yönetmen falan ama olmuyo ya. Ne kadar kendini modern görsen de olmuyo. Öyle homofobik biri değilimdir ama gözüme sokulunca da biraz rahatsız oldum açıkcası. Bir de filmi önceden araştırmadığım için sürpriz oldu.
Eğlendirme açısından yes man nin yanından bile geçemiyor ama çerez niyetine gider arada. Özellikle ilk bir saatten sonrası biraz baydı beni. Ama tabi ki yaran sahneler de yok değil. Özellikle dava bölümü şahaneydi.
Proudly powered by WordPress
Theme: Esquire by Matthew Buchanan.