Boğa Güreşinde Sona Doğru

Mevzudan haberi olmayanlar şuraya ve şuraya bakabilir.

Ben boğa güreşini bile bilmiyorum diyosanız da buraya.

Öncelikle şunu belirteyim, öyle hayvansever bi insan değilimdir. Hayvanlardan genel olarak hoşlanmam, aynı şekilde hayvanseverlerden de. Türkiye’deki kokona hayvanseverlerle alakalı bir şey herhalde. Bizde de öyle kampanyalar için soyunan ünlüler olsaydı, belki ben de bir hayvansever olabilirdim, sonra da oradan hızla yükselip şirinleri bile görebilirdim. Neyse kısmet değilmiş, zaten şirinler için de ibne diyolar.

Boğaları da sevmem (tabağımda oldukları durumlar hariç), zaten onlar da beni pek sevmezler hep bana dalacakmış gibi bakıyolar. Ama mesele hayvanları sevme-koruma meselesinden ziyade insanlıktan çıkmakla alakalı. Size boğa güreşiyle tanışmamı anlatayım.

Daha o zamanlar küçüğüm. (yaş olarak tabi yoksa yine büyüğüm) Kablolu-tvde çıkan bi ispanyol kanalında boğa güreşi gösterirlerdi. Hep boğanın tarafını tutardım tabi. “aha bu sefer tutturacak boynuzu”, “olmadı bu defa” diye diye izlerdim. Hele matadorları o sığınaklara kaçırttıklarında feci zevke gelirdim. Ama sonu hep kötü biterdi, boğa öldürülürdü. Üzülürdüm, yazık boğaya derdim. Artık İspanyollar da yazık demeye başlamışlar. İşin içinde siyasi amaçlar falan da varmış ama haticeye değil neticeye bakmak lazım.

Mevzu insanın hayvana üstünlüğü mü? Hayır. İşin içinde silahlar, atlar, sığınaklar var. Vahşet de burada başlıyor zaten. Birebir insan vs. hayvan olsa sıkıntı yok. Tamam boğa insana karşı olmaz ama bunun örnekleri var. Kanguruyla boks yapanlar, ayıyla güreşenler… Lafım yok, saygı. Ama bunların yanında boğa güreşi tam bir korkaklık gösterisi. Amaç bağcıyı dövmekse, çek vur anasını satim. Ama yok illa hayvanı yavaş yavaş, kanata kanata öldüreceksiniz. Bi de bundan zevk alıp mendil sallıyolar ya, aklım almıyor.

Neyse çok da kafaya takmamak lazım, taa avrupanın diğer ucu. Geçen de su için kavga ediyorlardı zaten. Yaşlı karı-koca gibiler, bunların derdi bitmez.

Hava çok sıcak be

Ateş bizi çağırıyor!

Galatasaray 2-2 OFK Belgrad

Görünen o ki galatasarayın geçen yılki konsantrasyon sorunu devam ediyor. Hadi ilk golleri baldı diyelim ama ikinci gol neyin nesiydi öyle ya. Galatasaray gibi dünyanın en iyi 50 futbol kulübünden bir tanesinin defansı, nasıl kornerden 6 pasa yapılan ortaya bomboş kafa vurdurur anlayabilmiş değilim. Ya halı sahada bile o kadar boş kafa vurdurtmazlar. Sanki 5-0 öndeyiz de, amaan kim tutacak havasındalar. Bi adam gelsin bu defansı ipe dizsin yine bundan iyidir ya. Adamın başarısı falan deriz avuturuz kendimizi ama yok öyle bişey. Ordan o golü atamayanı döverler. Eee sonra noluyo görüyoruz, adamlar vatan-millet-sakarya savunmasına bir başlıyolar, aç açabilirsen. Hayır Hakan Şükür de yok artık.

Dün galatasarayın öyle bir orta sahası vardı ki, tam evlere şenlik. Tamam dünya üzerinde birçok takımda mustafa sarp gibi ayağı pek top yapmayan, yetenekleriyle değil hırsıyla, çalışma azmiyle oynayan, oyunun tek yönüne katkı sağlayan oyuncular var. Çünkü o kadar kuvvetli savunması olup da aynı zamanda hücuma destek veren oyuncu sayısı çok az. Ama mustafa sarpın yanına saf bir deli dana olan barışı ve artık üst düzey futbolu kaldırmasına imkan olmayan ayhan’ı koyuncu oyun kurmak diye birşey olmuyor, at kanattakilere onlar bişeyler yapsınlar.

Peki galatasarayın durumu bu kadar vahim mi? Hayır. Bazı oyuncular berbat durumda olsalar da bazıları da bu yazı çok iyi geçirmişler. Bunların başında arda, hakan balta, serdar özkan ve sabri geliyor. Hepsine teker teker birşeyler yazayım.

Arda: Herhalde efsane oyuncu olabilmek için trenin kaçtığının farkına varıyor. Geçen seneki hantal ve moralsiz arda gitmiş, o eski canlı arda geri gelmiş. Ardanın yeteneklerini tartışmaya gerek yok. Şu anda messi dünyanın en iyisi, belki de 15 yıl sonra maradona-pele-messi diyeceğiz. Ama bu adam anasının karnından böyle doğmadı, dünyanın gözünün önünde gelişti. Messi bundan 4 yıl önce şut mu atabiliyodu? Demek istediğim şu ki, mesele çalışmak-kendini geliştirmek. Arda da eski futboluna geri dönüp, bazı zayıf yanlarını geliştirirse tekrar türkiyenin yıldızı olur, galatasaraya şampiyonluklar kazandırır.

Sabri: Bu adam biz galatasaraylıları göt etmeye devam ediyor. Geç de olsa futbolcu olmayı öğreniyor. Geçen sene sabrinin yanlış davranışlarından kurtulma yılıydı, herhalde bu sene de yeteneklerini geliştirme yılı. Sanki yıllar sonra orta açmayı öğreniyo gibi ama büyük konuşmayalım, biraz daha izlemek lazım.

Hakan Balta: İlk geldiği sene fizik olarak servetle kapışır haldeyken, geçen seneki hali içler acınasıydı baltanın. Hem kuvvetini hem de kondisyonunu kaybetmişti ama bu sene onları tekrar yerine koymaya başlamış gibi. İnşallah devamı gelir, bizim abidalımız olur.

Serdar Özkan: Galatasaray Beşiktaş gibi kulüplerde egonun yeri yok. Ego, takım oyununun kriptoniti. Brezilya ligi değil burası. Serdar Özkan da artık egosunu bir kenara bırakıp takım oyununa ayak uydurmaya başlamış gibi gözüküyor. Futbolun angarya işlerine de başlamış gibi. Forma yarışında önünde rakip olarak pino’nun olacağını düşünürsek, formunu yükseltip ilk 11’e yerleşmesi mümkün.

Mehmet Batdal: Bu dev adamda kumaş var. Biraz kuvvetlenirse gerçekten bir yerlere gelebilir. Boyundan beklenmeyecek şekilde teknik açıdan iyi. Son vuruşlarda biraz beceriksiz ve biraz da şanssız. Fakat düzelmeyecek şey değil. Şu an için galatasarayın ilk 11’inde oynayabilecek kalitede değil. Ama Rijkaard’ın ellerinde güzelce yoğrulup iyi bir oyuncu olabilir, milli takıma yükselebilir.

Evdeki 2-2 kötü bir sonuç gibi gözükse de, galatasarayın turu rahat geçeceği görüşündeyim. Rakip gerçekten çok dandik. Bank Asyadaki bir çok takım, bu takımı yenebilecek güçte. 2. maçta kapanacaklar ama kalite olarak arada çok fark var. Galatasaray’ı durdurabilecek durumda değiller. 2. maçta farklı bir galatasaray göreceğimize inanıyorum.

Kick-Ass (2010)

Kick-Ass

Kick-Ass (2010)

Hayatta öyle boş boş takılırken, “neden kimse süper kahraman olmuyo yaw” deyip, süper güçleri olmayan bir süper kahraman olmaya karar veren bir gencin hikayesi. Yine bir marvel çizgi-roman uyarlaması ama diğerleri gibi popüler bir çizgi-roman değil. Ben filmi izledikten sonra uyarlama olduğunu öğrendim, önceden hiç duymamıştım. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki şu ana kadar yapılmış en iyi çizgi-roman uyarlaması film. Zaten hakederek aldığı imdb puanından da belli oluyor.

Güçleri olmaya bir kahraman önce filmin doğasına aykırı gibi gözükse de, belki de filmi bu kadar güzel yapan şey buydu. Sonuçta gücün olmaması demek, kısıtlama yok manasına geliyor. Örümcek adama ağ attırmak, cyclops’a gözlerinden ışın çıkarttırmak ya da hulku sinirlendirip oraya buraya saldırtmak zorundasınız. Ama Kick-Ass de böyle bir sıkıntı yok, ver silahı eline gitsin. Bu da çeşitlilik demek oluyor ve film sıkıcılıktan uzaklaşıyor. Yönetmenin hünerlerini sergileyebilmesi için ortam sağlıyor.

Karakter analizine girmeyeceğim. Spoiler verecek olmasam da filmin tadını azaltmaya gerek yok.

Sonuç olarak çok beğendiğim bir filmdi. Genelde çizgi-roman uyarlamalarını severim, bu da içlerinden en iyisiydi. O yüzden puanı da yüksek oldu. Birisi çıksa “o kadar da güzel değil be” dese, tamam demek ki tarzı değilmiş deyip geçerim.

Sana puanım 9 kanka!

Cop out (2010)

Cop Out

Çok lanet bi huyum var. Çok salak bir vakitte uyansam bile, uyandım mı bir daha uyuyamam. Buna uyandırılma durumları da dahil. Bu gece de eksik olsunlar, gece 4’e kadar dışarda alem yapan ayyaşlar ordusu tarafından uyandırıldım. Tekrar uyumaya çalıştım ama nafile. Dedim bari bi film izleyeyim, beğenmezsem sıkılırım uykum gelir yatarım. Ama bile bile lades olmamak için de komedi seçtim.

Cop out (2010)

Filmin konusu için, yaptıkları sakarlıklar yüzünden uzaklaştırma cezası alan iki polisin, kendi işlerini kendileri görmeleri diyebiliriz. İlk başta avanak polis filmi izlenimi verse de bundan çok daha fazlasına sahip. Eğlenceli ve sürükleyici bir senaryosu var. 105 dakika bir solukta bitiyor. Tabi bunda senaryo kadar çok başarılı oyuncuların da etkisi büyük. Özellikle Tracy Morgan (Paul) baya bi komikti, gece gece yardı beni. Ama Bruce Willis’in (Jimmy) de hakkını yememek lazım. Herhalde komşum bir katil filmlerinden sonraki ilk komedi filmiydi bu. Hele surrogates gibi berbat bir filmden sonra Bruce Willis’i adam gibi bir filmde görmek iyi geldi. Film boyunca kalitesini gösteriyor.

Guillermo Diaz
Unutmadan Guillermo Diaz’a (Poh Boy) da değinmek lazım. Herhalde bu proje önüne geldiğinde bir dakika bile düşünmemiştir. Çünkü filmde, 2-3 yıldır weeds’de oynadığı rolün çok benzeri bir role sahip. Rolüne hiç çalışmamış bile olabilir, belki sadece 2 günde replikleri ezberleyip oynamıştır. Ama yiğidi öldür hakkını yeme, adam bu role çok iyi gidiyor, sanki bu rol için yaratılmış.

İzlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Hot Fuzz tadında bir film. imdb puanın düşük olduğuna bakmayın. Sonuçta komedi biraz daha kültürle alakalı bir tür. Her kültürün insanı aynı şeylere gülmüyor. Ama benim hoşuma gitti.

aaa köpekler yalıncağa sabah yürüyüşüne çıkmışlar

olamaz güneş ışığı! ben artık yatar…

Sana puanım 8 kanka!

The Sorcerer’s Apprentice (2010)

The Sorcerer's Apprentice

The Sorcerer’s Apprentice (2010)

Açıkcası bu filme giderken biraz daha ağır bir film bekliyordum ama karşıma tam bir çocuk filmi çıktı. Hayal kırıklığına uğradım. O yüzden bu film hakkında çok fazla birşey yazamayacağım. Pek iyi şeyleri hakeden bir film de değil açıkcası. Jerry Bruckheimer’dan beklenmeyecek kadar kötü bir filmdi bence. Kısaca basit bir senaryonun üzerine bolca para harcanarak, görsel efektlerle doldurulmuş bir film diyebilirim. Filmin sonunu 30. dakikada tahmin edebiliyosunuz. Gerisi efekt izleme oluyo.

Gitmenizi tavsiye etmem. Ya da şöyle diyeyim; yaşınız 13den büyükse gitmeyin. Sonra ömer demişti dersiniz bak.

Sana puanım 5 kanka!

Hot Tub Time Machine (2010)

Hot Tub Time Machine (2010)

Hot Tub Time Machine (2010)

Jakuziden “bozma” zaman makinesi

Her yıl oldukça fazla komedi filmi çekiliyor. Bunun birkaç sebebi var. Birincisi bütçelerinin çok düşük olması, bir aksiyon filmiyle karşılaştırıldığında oldukça ucuzlar. İkincisi de her zaman bir piyasalarının olması. Kabul edelim, çoğunluğu iyi olmasa da çok fazla komedi filmi izliyoruz. Yılda anca 2-3 tane gerçekten güzel komedi filmi çıkıyor. İşte bence Hot Tub Time Machine de bunlardan biri. Ben izlerken baya bi eğlendim açıkcası. Arada yapılan ince espriler şahaneydi. (Ben de şimdi öğrendim, doğru yazılışı espriymiş) İşin içinde zaman yolculuğu olunca malzeme de çok oluyor.


Craig Robinson (Nick) için de bir şeyler söyleme istiyorum. The Office ile başlayan yükselişini hızla sürdürüyor. Gün geçtikçe daha iyi filmlerde rol alıyor ve bunun sebebi de şu anki popüleritesi değil, adam gerçekten komik ve bunu şaklabanlıklar yaparak da sağlamıyor. Saf bir komikliği var. Yüzünü eskitmezse önü açık.


Tabi Lizzy Caplan’ı (April) da unutmamak lazım. Filmdeki rolü çok uzun olmasa da, olduğu bölümlerde insanı ekrana kitliyor. Oyunculuğu o kadar güzel olmasa da kendi güzelliği bana yetti. Bundan önce True Blood’da karşımıza çıkmıştı. Kamera bir anda Anna Paquin’den Lizzy Caplan’a geçince, bi süre odaklanma sorunu ortaya çıkıyodu.

Filmi izlemenizi tavsiye ederim. Eğlenirsiniz. Beni güldürdü, sizi de güldürsün.

Sana puanım 8 Kanka!

I Love You Phillip Morris (2009)

4-5 yıldır izlediğim her filme imdb sayfasında puan veriyorum. Baya faydalı bişey tavsiye ederim. Sonuçta sıcağı sıcağına oy veriyosun. Bu yüzden de üzerinden vakit geçse de film hakkındaki görüşünü hatırlayabiliyorsun. Birisi senden bir film önermeni isteyince, buradan birşeyler önerebiliyorsun. İşe yarar bişi.

İzlediğim her film için yapar mıyım bilmiyorum ama bundan sonra izlediğim filmler için burada kısa da olsa birşeyler yazmak istiyorum. Hem filmi izlemeyi düşünenler için faydalı olur hem de film hakkındaki düşüncelerimi saklamış olurum diye düşünüyorum.

I Love You Phillip Morris (2009)

Normalde bir filmi izlemeden önce ya izleyen birilerine sorarım ya da internette biraz konusunu falan araştırırım. Piyasada film çok. Eğer her gün bir film izlemeye kassanız, ömrünüzün sonunda kadar film sıkıntısı çekmezsiniz herhalde. Ha bi de internet sağolsun istediğimiz filme anında ulaşınca durum daha da vahimleşiyor. O yüzden pat diye, hakkında hiçbir şey bilmeden izlediğim film azdır. Ama işin içinde jim carrey olunca izlememe gibi bir ihtimal olmuyor. Filme geçelim.

Çok iyi oyuncular -en azından benim gözümde-, idare eder bi senaryo, idare eder bir yönetmen falan ama olmuyo ya. Ne kadar kendini modern görsen de olmuyo. Öyle homofobik biri değilimdir ama gözüme sokulunca da biraz rahatsız oldum açıkcası. Bir de filmi önceden araştırmadığım için sürpriz oldu.

Eğlendirme açısından yes man nin yanından bile geçemiyor ama çerez niyetine gider arada. Özellikle ilk bir saatten sonrası biraz baydı beni. Ama tabi ki yaran sahneler de yok değil. Özellikle dava bölümü şahaneydi.

Sana puanım 6 kanka!

Proudly powered by WordPress
Theme: Esquire by Matthew Buchanan.